Can Candan’la Benim Çocuğum ve Sivil Düşün AB Programı üzerine…

Can Candan’la Benim Çocuğum ve Sivil Düşün AB Programı üzerine…

Akademisyen ve belgesel sinemacı Can Candan, son bir yıldır konuşulan, çocukları eşcinsel, biseksüel ya da trans bireyler olan Türkiyeli bir grup anne ve babanın hikayesini seyirciye taşıyan, uzun metraj belgesel Benim Çocuğum’un yönetmeni.

 

Candan, lisans ve doktorada film ve medya sanatları okuduktan sonra, 1995’ten bu yana çeşitli üniversitelerde ders verdi. 2007’den bu yana Boğaziçi Üniversitesi’nde. 1989’dan beri ise bağımsız filmler yapıyor. Benim Çocuğum, Candan’ın üçüncü uzun metraj belgesel filmi.

 

Sivil Düşün AB Programı, Benim Çocuğum’un Avrupa Parlamentosu gösterimine ve LGBTT Aileleri İstanbul Grubu’nun (LİSTAG) Türkiye’de LGBT Haklarını Yeni Anayasa Sürecinde savunuculuk çalışmalarına destek verdi.

Benim Çocuğum’un yolculuğundan söz edebilir misiniz?

Benim Çocuğum’un yolculuğu Ekim 2010’da LİSTAG ile yollarımızın kesişmesi ile başladı. LİSTAG’dan dört ebeveyn Boğaziçi Üniversitesi’nde gerçekleşen “Türkiye’de Trans Kimlikler ve Kuir” konferansında bir panele konuşmacı olarak katılmışlardı. Onların hikayelerini dinlerken bende bu belgeseli yapma fikri oluşmuştu. Onlar da hikayelerini kamusal alanda paylaşmaya hazır oldukları için hala devam eden işbirliğimiz başlamış oldu.

 

Filmin ön çekimleri 2011 Onur Yürüyüşü ile başladı. Daha sonra yaklaşık altı ay süren bir bütçe oluşturma çalışması yürüttük. İlk aşamada internet üzerinden bir kitle fonlama kampanyası gerçekleştirdik. Dünyanın farklı ülkelerinden 300’ün üzerinde destekçimiz oldu, LGBT örgütleri birçok dayanışma etkinliği düzenledi. Daha sonra da kurumsal destekçiler sayesinde hedeflediğimiz bütçeyi oluşturabildik.

 

Filmin çekimleri 2011’in sonunda başladı ve 2012 Onur Yürüyüşü ile bitti. Filmin kurgusu yaklaşık altı ay sürdü ve ilk gösterimimizi Şubat 2013’te Atlas Sineması’nda yaptık. O zamandan bu yana da filmin 130’un üzerinde gösterimini yaptık. Festivallerde, üniversitelerde, forumlarda, okullarda, derneklerde gösterdik. Altı hafta vizyona sokabildik. DVD’sini çıkardık ve internet üzerinden ulaşılabilir hale getirdik. Bu süreçte bolca basında yer aldık, çeşitli ödüller aldık.

Filme ilgi giderek büyüyor mu? Nasıl tepkiler alıyorsunuz?

Halen devam etmekte olan dağıtım ve tanıtım çalışmalarımız sayesinde ilk gösteriminden bu yana filme ilgi istikrarlı bir şekilde devam ediyor. Bu sayede film daha duyulur, bilinir oluyor. Medyanın ve genel olarak insanların ilgisi beklediğimizin üzerinde oldu. Tepkilerin hemen hemen hepsi çok olumlu. Böyle bir belgesele bu toplumun ihtiyacı varmış. Bu kadar yoğun bir ilgiyi hayal etmemiştik. Gösterimlerimiz devam ediyor.

LİSTAG’la ilgili söylemek istedikleriniz var mı?

2008’de birkaç anne ve babanın bir araya gelmesi ile yola çıkan LİSTAG bence Türkiye’de çok önemli bir iş yapıyor. Homofobinin ve transfobinin bu seviyede olduğu, LGBT bireylerin cinsiyet kimlikleri ve cinsel yönelimleri nedeni ile öldürüldüğü bir ülkede aile kurumunun içinden heteroseksizm, homofobi ve transfobiye karşı mücadele etmenin çok etkili ve dönüştürücü bir siyasi eylem biçimi olduğunu düşünüyorum. LİSTAG’ın filmden önce başlayan bu mücadelesi, filmle birlikte katlanarak devam ediyor ve yavaş da olsa bence toplumda farkındalık ve bir dönüşüm yaratıyor. Bu da LGBT hak mücadelesine önemli bir katkı sağlıyor.

Sivil Düşün AB Programı hakkında bir şeyler söyleyebilir misiniz?

Sivil Düşün AB Programı, Benim Çocuğum’un Avrupa Parlamentosu gösterimi ve LİSTAG’ın Türkiye’de LGBT Haklarını Yeni Anayasa Sürecinde savunuculuk çalışmalarına verdiği destek ile sivil toplum inisiyatiflerinin çok ihtiyacı olan maddi desteği sağlamıştır. Sivil toplumun güçlenmesi açısından bu tür destekler çok önemlidir.

Sloganımızı belki biliyorsunuzdur, “Her şey bir sivil düşle başladı.” Sizin sivil düşünüz ne?

Benim sivil düşüm bu ülkede insanların kendi hayatları ve gelecekleri konusunda söz sahibi olmaları, yönetimin yatay bir şekilde yapılanması ve bu süreçlerde insanların birbirlerine dokunabilmeleri, birbirlerini anlayabilmeleri, birlikte ağlayabilmeleri, birlikte gülebilmeleri.

Aktivizm denince aklınıza ne geliyor?

Aktivizm denince aklıma toplumu dönüştürmek için el ele uzun soluklu mücadele vermek geliyor. LİSTAG gönüllülerinin yaptığı gibi.

Türkiye’de hak temelli çalışmaların ve aktivizmin şu anda bulunduğu durum ve geleceği hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bence bu konuda Türkiye’de çok önemli bir aşamadayız. Demokratik yeni bir Türkiye’nin oluşması için muhalif seslerin bir araya gelebilme denemeleri yapıyoruz. Burada gençler başı çekiyor. Muhalefet eskiyi ve kendini sorgulayarak yeni muhalefetlerin nasıl olabileceğini deneyimliyor. Ezberler bozuluyor. Bunun en somut örneği Gezi direnişiydi. Hrant Dink’in cenazesi, Berkin’in cenazesi önemli toplumsal tepkilerdi. Bu uzun sürecek bir maraton ama artık bence geriye dönüş yok.

Türkiye’de LGBTİ bireylere yönelik en büyük sorunun/sorunların neler olduğunu düşünüyorsunuz?

En büyük sorun can güvenliği ve yaşama hakkı başta olmak üzere sağlığa erişimde, çalışma hayatında, eğitimde ayrımcılığa uğramama gibi en temel haklarının sürekli ihlal ediliyor olması.

Sizce çözüm ne?

Çözüm aslında basit ve diğer hak mücadelelerinden bağımsız ve ayrı gayrı da değil. Hakların tanınması ve bunlarla ilgili gerekli yasaların yürürlükte olması ve fiilen de uygulanması. LGBT örgütlerinin söyledikleri de bu: “Her Alanda Ayrımcılıkla Mücadele İçin Bize Bir Yasa Lazım.” Tabii bu çözüme ulaşabilmek için yılmadan mücadele etmemiz gerekiyor. Umarım bu mücadele devam ederken gencecik insanlar nefret cinayetlerinin kurbanları olmaya devam etmez.