Barışa köprü kurabilen sanat algısı üstüne

Barışa köprü kurabilen sanat algısı üstüne

Umut Vedat*

Bulunduğumuz coğrafyada devlet geleneği açısından ve ne yazık ki hala pek çok kimse için barış tasvir edilirken, yine silahlarla sağlanan bir sessizleştirme ortamı, bir aynılık ve yekten bilirlik üzerinden tarif edilmekte. Bu sessizliği bozan her türlü dışa vurum ve farklılık reddedilmekte. Bu durum kültürel tektipleşme baskısı kurarken, baskı altındaki kültür ve sosyal gruplar yaşamın her alanında kendi karşıt direnişini yaratmaya başlar. Elbette ki sanat disiplinleri de, bu sosyal değişimlerden etkilenerek kendi direnişiyle sanatçının ileriye bakan gözünden barışa yol alan protest akımlar ile kendini dışa vurur veya mevcut sessizliği, tektipleşmeyi koruyan devlet sanatını oluşturur. Ancak çoğu dönemde perdeleri aralayan, geleceğe kalacak olan, ancak farklıkların, özgürlüğün arayışında olan olmuştur. Günümüzde modern dans akımlarının başlangıcı kabul edilen Stravinsky’nin bestesi “Bahar Ayini”, Nijinsky koreografisiyle performe edildiğinde, kendi zamanında klasik balenin kurallarını bozduğu gerekçesiyle şeytanlaştırılmıştı, ancak bu yıkım dans akımlarının günümüzdeki serbest ve özgür ifade ediş şekli ile geleceğe üstüne eklenerek aktarılacaktır. Sanatçı her zaman öncüsü olamasa bile sosyal değişimin ve farklılıkların takipçisi olacaktır.

200 yıl öncesi olsun. Bir ozan, dengbej, bir trabadur düşünün… Gezgin, köyler, toplumlar arasında geziyor; gördüklerini, yaşadıklarını anlatıyor. Ya da bir dağ köyünden başka bir tepeye haber ulaştırıyor Gürcistanlı veya Amerika’da bir yerli, melodilere yükledikleri anlamlarla, bazen bir enstrüman bazen insan sesiyle. Karşılıklı sohbetler yankılanıyor dağlarda ve günümüze polifonik melodilerle aktarılıyor. Hepimizin bildiği ya da duyunca, “Bu şarkı aslında Türkçe, Kürtçe veya Ermenice” dediği bir çok şarkı vardır… Aslında bildiğimiz, tanıdık gelen o melodi hem Kürtçe, hem Ermenice, hem de Türkçe veya aslında hiç biri, kültürel geçirgenliğin ta kendisi, beraber olmanın en güzel yorumu… Onnik Dinkjian’ın Kürtçe şiveli Ermenice şarkıları içinde Türkçe kelimeler de olan bir dönemin Diyarbakırını anlatır… veya bu coğrafyada yapılmış ilk etnomüzikolojik araştırma Kürtçe besteleri derleyen bir Ermeni, Komitas Vardapet tarafından 100 yıl önce yapılarak kayıtlara geçti ya da bu coğrafyada günümüzde İngilizce’de ‘microtones’ olarak adlandırılan gamlarla kilise müziği yapıldı. (Katolik Kilisesi’nde çok katı kurallarla son olarak 1400’lerde Tanrının müziği olarak belirlenen, 12’li Tampere Sistem, Kilise’nin kuralları dışında bir beste yapmayı şeytan işi olarak adlandırıp, yüzyıllarca pek çok ölüme neden olmuştur.)

Günümüz Anadolu’su ve komşu ülkeler arasında gezerken rastladığım bestelerden kilim dokumaya kadar pek çok benzerlik ve geçirgenlikle karşılaşıp hayran olurken, bir yandan da hepsinde 100 yıl önce zorla yeniden düzenlenen bu coğrafyanın, harap edilmiş, ahır veya karakollaştırılmış kiliselerinden kimlik karmaşası yaşayan insanların anlatılarındaki ortak noktayı gözlemlerken aydınlanmak, acı gerçeklerin tarih kitaplarından öte sözlü, zanaat ve müzikle aktarıldığının benim için en büyük kanıtı olmuştur. Bu anlamıyla sanat gerçeğin aktarılmasındaki rolünü her daim koruyacak gibi gözükmektedir.

Kendi gözlem ve yorumlarıma dayalı bu özetle ifade etmeye çalıştığım gibi, bütün sanat disiplinlerinde statükonun ve ‘tektipleşme’nin estetik versiyonlarının dışına çıkıldığı durumlarda, sanatçı sosyal ve kültürel çeşitliliğin varyasyonlarını temel aldığında; sanat, barışa giden yolda en içten, samimi ve en rahat yürünebilen köprüyü oluşturmaktadır.

Umut VedatUmut Vedat, foto muhabirlik yaparak, hem Türkiye hem de dünya üzerinde yolculuklar gerçekleştiriyor. Foto muhabirlik çalışmalarında belgesel fotoğraf sanatçısı ve film yönetmeni olarak Greenpeace, Roots and Routes, Support to Life gibi çeşitli sivil toplum örgütleriyle çalıştı. Vedat’ın yönettiği çeşitli dans filmleri ABD, Almanya, Fransa, İngiltere, İrlanda ve Türkiye gibi çeşitli ülkelerde gösterildi.