Nasıl Barışacağız?

Nasıl Barışacağız?

Nebahat Akkoç*

Biz barışı konuşmaya çalışırken, silahlar patlamaya devam ediyor. Yeni canlar yitiyor. Yeni acılar, öfkeler, kinler birikiyor bir taraftan. Oysa barış, öfkenin, kinin, öç alma duygusunun yüreklerden silinmesidir. O nedenle ilk iş ölmeyi ve öldürmeyi seçenlerin bundan vazgeçmesini, silahların susmasını sağlamak.

Ancak yapılan bunca çağrıya rağmen silahı seçenler yollarına devam ediyor ve her ölen ve öldüren bunu halk için yaptığını iddia ediyorsa yapabileceğimiz tek şey kalıyor.

“Benim için ölme ve öldürme, diye haykırmak. Benim için ölme ve öldürme!

Bir yandan bunlar yaşanırken öte yandan nasıl barışacağımızı konuşmak zorundayız.

Rakel Dink eşi Hrant Dink’e “Ülkenden Ayrılmadın Sevgilim” diye haykırdığı veda konuşmasında,Yaşı kaç olursa olsun; 17 veya 27, katil kim olursa olsun, bir zamanlar bebek olduklarını biliyorum. Bir bebekten bir katil yaratan karanlığı sorgulamadan hiçbir şey yapılmaz kardeşlerim,demişti.

İşte barışın formülü bu diye düşünmüştüm. Barış masum bebeleri birer katile çeviren süreçlerin baştan sona değişmesidir. Bütün o süreç içinde o masum bebeleri hangi dille, hangi davranışla, hangi zehrimizi akıtarak katile dönüştürdüğümüzü fark etmemiz, sorgulamamız ve değiştirmemiz lazım.

Ne zor iş. Ve bizden, her birimizden başlayan bir süreç.

Tam barışmanın zorluğunu, uzun sürecini düşünürken İran’da oğlunun katilini bağışlayan kadın, anne Samereh Ali Nezhad’ın hikâyesi giriyor hayatımıza. 

Samereh Ali Nezhad diyor ki, İdam günü herkes orada toplanmıştı. Katili idam sehpasına getirdiler. Bana affetmem için yalvardı, o anda ben içimden gelerek bir tokat attım. O anda sanki içimdeki pıhtılaşmış kanın, bütün kinin ve nefretin eridiğini hissettim. Eşime dedim ki idam sehpasına gel ve onu indirelim. O günden sonra içimde çok büyük bir huzur hissediyorum. Allah’a daha çok yaklaşmış hissediyorum. Nereye gitsem Allah’ın benim yanımda olduğunu hissediyorum.”

Affetmek en çok kişinin kendi yarasına sürdüğü merhemdir.

Yüzleşmek, dokunmak, o katilin de bir zamanlar masum bir bebek olduğunu hatırlamak da etkili olmuştur.

Yüzleşmek çok önemli.

Acı çekmemize sebep olan kişilerle, mekânlarla yüzleşmek. Nezhad oğlunun katili ile hem de idam sehpasında yüzleşiyor. Yedi yıl sonra bu yüzleşme ve katilin suratına attığı tokat, onun da etten kemikten olduğunu hissetmek yüreğindeki öfkeyi siliyor.

Bundan 7-8 yıl önce CİSST’in (Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği) bir çalışması için 1980’li yılların cehennemi olarak tarihe geçen Diyarbakır Cezaevi’ne girmiştim. Eşimin, ağabeyimin, pek çok arkadaşımın hayatının bir bölümünü geçirdiği, birçok kişinin hayatını kaybettiği o cehennemi görmek, taş duvarlarına, demir kapılarına dokunmak içimdeki sızıyı bir nebze azaltmıştı. O nedenle Diyarbakır Cezaevi’nin müze olmasını çok isteyenlerdenim.

Barış her birimizden, bizden başlayan bir süreçtir dedim ya!

En zoru kendimizle yüzleşmek. Ama başka bir yol da yok. Kendi şiddetimizi, ayrımcı yanlarımızı, öfkemizi, kinimizi fark edip baş etmeden “barış” yoluna çıkmamızın bir anlamı olmayacağını düşünüyorum.

Biz kadınlar yaşanan toplumsal şiddetin, travmaların dışında acılar da yaşarız. Bunca acıya rağmen hayata yeniden tutunmak için kendimize yeni şanslar, fırsatlar yaratmaya çalışırız.

Ailemizle, yakın çevremizle, toplumla yüzleşip kendimizi yeniden var etmeye çalışırız. Bu çaba barışma konusunda daha fazla deneyim edinmemizi sağlar.

Örneğin ben fark ettim ki,

Barış öncelikle samimi olmaktır.

Önce kendinle yüzleşmek, önce kendine karşı samimi olmak.

Eğer ben elime silah almayacaksam, çocuklarımın ellerine silah almalarını istemiyorsam, ölmeyi ve öldürmeyi seçmemişsem, kendimi ve ailemi korumaya çalışıyorsam, bunu herkes için istemem lazım.

Başkalarının savaşının seyircisi olup, taraflardan birine methiyeler düzmek; kendi var oluşu için onları ölmeye ve öldürmeye teşvik etmektir. Başkasının elindeki silahı kullanmaktır.

Yaşamayı ve yaşatmayı önceliğimize almaktır.  

Nezhad idamın yapılacağı alana gittiği zaman kalabalık “affet, affet” diye bağırıyormuş. Katil de “beni affet” diye yalvarmış. Nezhad bu sesi duymuş.

Kendime sordum ben,

Başkalarının ölümü beni nasıl etkiliyor?

Her kim olursa olsun, beni en çok acıtan olsa bile bir ölüm beni sevindiriyor mu?

Onun da bir zamanlar bir bebek olduğunu hatırlıyor muyum?

Başkasının acısını da hissedebilmektir barışmak.

Birbirimizin diline, dinine, kültürüne saygı göstermek hatta anlamaya, tanımaya, öğrenmeye çalışmaktır barış.

Birbirimizin müziğine ritim tutabilmektir.

Bunların her birini başkasına değil, kendimize sormak, önce kendimizde bulmaktır.

Eğer cevaplarımız bizi tatmin ediyorsa kendimizle barışma sürecimiz başlamış demektir. İşte o zaman barış kervanına katılıp söz söyleme hakkımız olur.

*Nebahat Akkoç, KAMER Vakfı Başkanı