Ne için savaş?

Ne için savaş?

Gülcihan Erol*

Türkiye’deki sivil toplum hareketi son yıllarda gelişim kat etse de hala 20. yüzyıl refleksleri ile hareket etmekte. Kişisel gözlemim, temel haklardan biri olan protesto hakkı dışında pek bir şey yapmayan, yapamayan bir sivil toplumumuz var. Barış konusu da bu yaklaşımdan payını alıyor ne yazık ki. Sadece sokağa çıkıp,  barış için güzelleme yapmak dışında hiçbir şey yapılamıyor. Bir de imza olayımız var. Oturduğumuz yerden önümüze gelen ne varsa protesto eder, istemediğimizi haykırırız. Sonu nereye gider bakmayız bile.

Konu ile ilgili yaşadığım yer olan Bodrum’daki bir barış eyleminden bahsetmek istiyorum. Haber şöyle; Gümüşlük sahilinde zincir oluşturup ellerinde Kalbim Barış Barış Diye Atıyor”, “Sevgi Kardeşliği Barışla Olur” “Size Savaş Yaptırmayacağız” “Barış Şimdi” afişleri ve savaş karşıtı türkülerle yürüyen bir grup. Kulağa ilk anda güzel geliyor. Üstelik ülkenin en tuzu kuru kesiminin yemek yiyebildiği restoranlardan alkış almışlar. Bu haberi okuduğumda içim sızladı. Keşke sevgi kelebekleri gibi yürüyeceklerine yemek yiyenlerin midelerini ağızlarına getirecek fotoğrafları da taşısalar ve hatta dağıtsalardı diye düşündüm. Çünkü savaşa empati yapamayan, anlamayan tuzu kuru bu insanlarda belki bir kıpırtı olabilirdi. Ölüm üzerine, acılar üzerine ahkam keserken savaşın nasıl parçaladığı, nasıl yıkıp kavurduğu gözlerinin önüne gelir, biraz düşünürlerdi. Protestocu grupta; vayy ne harika sokağa çıktık lafımızı söyledik, barış istedik ötesinde, kendileri dışındaki birilerine dokunmuş olurdu.

Gülcihan ErolSuzan Sontag, “Hiç kimse hatta barış için mücadele edenler bile savaşlara son verileceğine inanmazlar. Bizim bütün umudumuz, soykırımı durdurma, savaş yasalarını ayaklar altına alıp çiğneyenleri adalet önüne çıkarma ve patlak vermesi muhtemel başka silahlı çatışmalar için baskı yaparak bazı savaşları önleyebilme ihtimalinde yatmaktadır,”** der.

Bu umudu duyabilmek için aslında savaş üzerine epey bir konuşmamız gerekiyor. Ülke olarak en baştan başlamalıyız. “Vatan Millet Sakarya” şuursuzluğundan ve bunun tersi aydın olmanın dayanılmaz hafifliğinden çıkıp, barış demeden önce savaşa, şiddete olan bakışımızı yeniden değerlendirmeliyiz.

Virginia Woolf, savaşın bir erkek oyunu olduğunu bir cinsiyeti olduğunu söyler ama aynı zamanda insan türünün doğasından geldiğini de belirtir. “Üç Gine” kitabındaSavaşı durdurmak için üç Gine’m olsa idi ilk ikisini kadınların eğitimi ve istihdamı için harcar, üçüncüsünü savaş karşıtı yardım kurumuna verirdim,” der. Benim savaş karşıtlığı için harcayacak param olsa idi iki liramı bir kadın hakları savunucusu olarak, savaşı sadece gözlemci gibi izleyen kadınları bu durumundan çıkarmak ve savaş görmüş kadınlardan alacakları dersler için harcardım. Kalan bir liramı da “Ne için savaş?” ve “İnsan olmak ne demek?” soruları için yapılacak toplantılara verirdim. Yaşadığımız günlerde çözüm sürecinden bahsetmeyen, hatta onaylamayan barış yanlılarının bolca olduğu bu ülkede yol almak için, milliyetçilik soslarını bir kenara sıyırabilmek için, yaşam hakkı başta olmak üzere hak mücadelesini bilen insanlara ve sivil toplum kuruluşlarına çok ihtiyaç var.

Gülcihan Erol*Gülcihan Erol, Ziraat Yüksek Mühendisi. Çalışma konusu “Deniz Kirliliği” olmasından dolayı 1991 yılından itibaren Bodrum’daki sivil toplum örgütleri ile çevre ve ekoloji konularında; daha sonra ise, eko feminizm ile birlikte kadın hakları savunuculuğu alanlarında çalıştı. Şu sıralar, daha çok bireysel çalışmalar yapan Erol, yerel bir internet gazetesinde yazıyor.

**Susan Sontag, Başkalarının Acısına Bakmak, Agora Kitaplığı