Onur Ayına Veda, Artivizme Giriş: Pozitif Alanı Deneyimlemek

Onur Ayına Veda, Artivizme Giriş: Pozitif Alanı Deneyimlemek

Sanat bize iyi gelir. Hepsi bu kadar mı? Hayır, aynı zamanda bize çarpar ve dönüştürür de. Sorgulamak ve anlamlandırmak için yeni yollar sunarken hem içerimizi hem dışımızdaki dünyayı yeniden dizayn etme çabasına girişir. İşte bu yanıyla aktivizmle epeyce benzeşir. Sanat, toplumun sorunlarını tartışmak ve sergilemek için bir tuval olarak aracı edildiğinde, gücünü ve etkisini katlar. Sanatçı, sanatı yoluyla aktivist bir eylem içine girdiğinde, kendisi de toplumla yeniden ilişkilendiği bir role, bir artiviste dönüşür.

Aileleri kız çocuklarını okula göndermeye teşvik eden bir kukla gösterisi, erken yaşta evliliğe dikkat çekmek için yazılan bir şarkı ya da bir çevreci hareketin hikayesini konu edinen bir tiyatro oyunu… Yöntemler ne kadar değişken olursa olsun, artivizmin gayesi, toplum tarafından dışlanmış, göz ardı edilmiş veya silinmiş olanları yeniden odağa taşımaktır. Sanat üretiminin kendisi, bir direnç ve politik söyleme dönüşür.

2020’nin onur ayına, genç ve yetenekli bir artivistin etkileyici sergisinden ilham alarak veda etmek istedik:

Alper Turan, Türkiye’de sanat ve sosyal bilimlerde daha evvel hiç ele alınmamış bir alanda, HIV / AIDS hakkında çağdaş, canlı, yerel bir söylem başlatmak gayesiyle oluşturulan Pozitif Alan isimli serginin kuratörü. Turan ‘pozitif alan’ ile, HIV / AIDS hakkında üzeri örtülü sorunların sanatsal uygulamanın gücü ve özgürlüğü yoluyla kendini açık edebileceği bir mekan ve zaman boyutu açtıklarını söylüyor.  Öte yandan sanatçılar, serginin ismine ‘pozitif’ ifadesini taşıyarak negatif yani temiz olanı korumakla ilgilenmediklerini, izleyiciyi bilhassa bu damgalanan alana sokarak, virüse kolektif bir yüz kazandırmak istediklerini vurgulamış oluyorlar.

Video, yağlı boya, kolaj, heykel, yerleştirme ve fotoğraf gibi farklı medyaları kullanan sanatçıların grup sergisi, Aralık 2018’de, Amerikan Hastanesi Sanat Galerisi ‘Operasyon Odası’nda gerçekleşmiş. Hastanenin tıbbi ortamının içine, HIV ile ilgili bir çalışmayı, başka bir deyişle bir hastalığı yerleştirmenin, bazı arkadaşlarının kaşlarını kaldırmasına neden olduğunu söylüyor Turan. Ancak mekanı galeri olarak seçmekle, pek çok seropozitif ve kuir bireyin deneyimlediği ayrımcı hastane deneyimlerini silmeyi de hedeflediklerini anlatıyor.

HIV’in sadece onu yaşayanlarla ilişkili olmadığını, dolayısıyla bu alanda daha önce hiç düşünmemiş sanatçıları da sergiye davet ettiklerini belirten Alper Turan, böylece homojen olmanın güvenli sularından çıkarak, çok sesli, her bir işin birbiriyle konuştuğu bu sayede de meseleyi farklı boyutlardan tartışmaya açan bir içerik bütünü ortaya koyduklarını, bunun da kendine özgü bir estetik yarattığını söylüyor.

Sergi galeriyi, beyaz bir duvarla, bir tarafı aydınlık, bir tarafı karanlık iki farklı alana ayırıyor. Duvarın arkasında kalan karanlık taraf, bedeninin içini, aynı zamanda meselenin derinliklerini, görünmezliği ve gizliliği temsil ediyor. Öte yandan duvarın aydınlıkta kalan kısmı, beyaz ışıklarıyla bir ameliyathaneye, ya da HIV’i sorgulamak, analiz etmek, belgelendirmek yoluyla ele almayı seçen kamusal alana benziyor. Aradaki duvar ise, gerçek ve hayali deliklerle, çatlaklarla ve ara boşluklarla dolu; bu haliyle gözenekli bir cildi andırıyor. İzleyiciler böylece, kamu ve özel alanlara girip çıkarak farklı bakış açılarını bir arada deneyimlemiş oluyorlar.

Sergide, İlk AIDS’li Türk olarak sansasyonel bir figüre dönüştürülen, uğradığı taciz ve ihlaller karşısında hastalığı inkar etmek zorunda bırakılan Mürteza Elgin ile ilgili gazete kupürleri de mevcut.

1980’lerde epidemik bir hastalık haline gelen AIDS ve yaygın bulaşma yolları, dünya çapında karşıtlık kazanmasının ardından, marjinalleşti. Türkiye’de kamuoyunda yalnızca skandallarla anılan virüs, tabu olarak kalmaya devam ediyor. Virüsün güncel ilişkilerle bulaşmadığı, yalnızca belirli gruplara özgü olmadığı ve basit önlemlerle bulaşın engellenebildiği anlaşılmasına rağmen, HIV/AIDS ile yaşayan insanlar, pek çok alanda damgalanma ve ayrımcılıkla baş etmek zorunda bırakılıyor.

Sergi şu an aktif olmasa da, sorduğu sorular ve yarattığı etki hala canlı: